Kalbin Gözüyle Bakmak Mümkün mü?
*Gördüğünü Sanmak ve Düşündüğünü Görmek*
İnsan çoğu zaman gördüğünü sandığını düşünür, sonra da düşündüğünü gördüğüne inanır.
Oysa hakikat bunun tam tersidir: Önce düşünürüz, sonra düşündüklerimizin yansımasını yaşarız.
Dış dünyada gördüğümüz her şey, aslında iç dünyamızın bir aynasıdır. İçimizde hangi inançlar, hangi duygular, hangi düşünceler varsa; dışarıda onun bir izdüşümüyle karşılaşırız.
Bu farkındalıkla birlikte şunu anlarız: Aslında nötr bir düşünce yoktur. Eğer “tarafsız” sandığınız bir anda bile neyi görmediğinizi fark ederseniz, düşüncelerinize ve duygularınıza daha büyük bir dikkatle bakmaya başlarsınız. Çünkü her düşünce, her duygu, her bakış açısı dünyayı boyar.
Öfkeyle bakarsanız öfkeyi, sevgiyle bakarsanız sevgiyi çoğaltırsınız.
**Bireysel Görüş, Kolektif Etki**
Unutmamak gerekir ki, sizin görüşünüz yalnızca sizi değil, etrafınızdaki kolektifi de etkiler.
Çevrenizdeki insanların titreşimlerini, hatta dünyanın ortak bilincini dönüştüren şey sizin düşünce ve duygularınızdır.
Eğer görüşünüzün bu denli güçlü bir etkisi olduğunu bilseydiniz, düşüncelerinizin kaynağını mutlaka sorgulardınız. Çünkü bu yalnızca bireysel bir farkındalık değil; kolektif bilince hizmet eden bir sorumluluktur.
**Işıkla Görmek: Kalbin Gözünü Açmak**
Gerçek görme, yalnızca gözle görüleni aşmakla mümkün olur.
Asıl görme, kalbin ışığıyla bakmaktır.
Işık, hakikatin dili; sevginin görünür halidir.
Karanlığın içinden bakıldığında dünya karmaşık, ağır ve bulanık görünür.
Ama aynı yere ışıkla baktığınızda, güzelliği, düzeni ve ilahi hikmeti fark edersiniz.
Işıkla bakmak; var olan her şeye koşulsuz sevgiyle yaklaşmaktır.
Yargıyı bir kenara bırakmak, geçmişin gölgelerinden sıyrılmak ve beklentilerin zincirini kırmaktır.
Çünkü ilahi sevginin gözünden bakıldığında hiçbir şey eksik, hiçbir şey yanlış değildir.
Her şey olması gerektiği gibidir ve her şey ilahi düzenin bir parçasıdır.
**Dünyayı Değiştiren Bakış**
